.Dr.Can Güngen'in yazıları
İnsan ıstırabının kaynağı
İnsan neden acı çekiyor?
Ve bu acı bir şekilde sonlandırılabilir mi?
Yirmili yaşlarda bu sorunun yanıtını düşünürdüm.Ama bu günkü gözle verebileceğim cevabın çok çok uzağındaydım...Öncelikle çok gençtim ... İçimdeki sıkıntıların,açmazların gerçek nedenlerini görmekten çok uzaktım.
Çevremdeki insanlar tarafından "anlaşılamadığıma dair” duyduğum his bunaltı duygusunun sebeplerinden birisiydi...
Bir ikincisi hayatımın eksenine yerleştireceğim,varlığını duyumsayıp güç alacağım gerçek anlam ve hedefleri belirlemekte duyduğum güçlüktü...
Ne istiyordum? Başarılı oldukları herkesçe kabul edilen insan prototipine benzemek mi? Yaptığım iş her neyse ,onu iyi yapmak mı?Çok veya yeterince para kazanmak mı?Hayatın maddi doğasından olabildiğince çok haz almak mı?Yoksa tam tersine manevi hazların dünyasına dümen kırmak mı? .....
"Uygarlığın son demlerinde içgüdüsel yaşamın durumu"
Trafiğe çıktığımda muhakkak sıkıldığım bir şeyler oluyor.İşe,okula giderken sorunsuz bir yolculuk yapanımız azdır.Birbirini olur olmaz sollayan araçlar,arabanın arkasına yaklaşıp flaşör yakanlar,ön camların ardında sinirli bir ifadeyle size bakan yüzler ,pencereyi açıp bağıran,el kol hareketleri yapanlar,otobüslerde,tramvay ve metrolarda itişip kakışmalar… Nihayetinde gitmek istediğimiz yere vardığımızda stres yüklenmiş oluyoruz.Bu konu üzerinde muhakkak düşünmüşsünüzdür.
Sorun ulaşım alt yapısındaki sorunlar ve sürücülerin eğitimsizliğine bağlanabilir belki. Ancak yolları yenilemenin de ,eğitim müfredatına yeni dersler koymanın da doğrudan ve yeterli bir çözüme katkı sağlayacağını düşünmüyorum. Konuya trafikte yaşadığımız sıkıntı ile girdim. Ancak sıkıntımızı kamuya açık alanlarda gerçekleşen insani etkileşimlerimizin tümüne ve hatta eş-dost-ahbap ilişkilerine genişleterek düşünebiliriz..
Sezgilerim beni sosyal ilişki kurma tarzlarımız dolayısıyla yaşadığımız bir sürü sorunun aslında dikkatsizlik,eğitimsizlik ve ekonomik yetersizlik ile açıklanamayacak derin-ruhsal bir karşılığı olduğu fikrine doğru yöneltiyor...
"Hayatın Anlamı"
Hayatın anlamı ile ilgili görebildiğim tek bir makul açıklama bulunuyor.Varoluşçu felsefe çevresinde dönen ,hayatın varoluşun niteliğinde anlam kazandığı, kendi başına ise bir anlamı olmadığına ilişkin açıklamadır bu.Burada anlam sözcüğü, kişinin varoluşunun kendisine ve çevresine ifade ettiği şey anlamında kullanılıyor.Eğer anlamsızlık bir boşluk,bir hiçlik ise ,varoluş bir anlam oluyor.Nasıl bir anlam olduğu da varoluşun niteliğine bağlı oluyor.
Böyle bir anlamın kağıt üstünde hiçbir değeri olmayabilir.Bu ifadeler hayatın gerçekten anlamlı olduğunu ispat edemez kuşkusuz. Bahsi edilen şey matematik ve mantık ölçülerine uyan bir gerçeklik değildir.Zira klasik mantık ve matematikte referans noktalarına ihtiyaç duyulur.Bu noktalardan hareketle başka bazı noktalara varılır. Oysa tek ve kendine özgü bir varlık üzerinde hangi referansa göre fikir yürütülecektir.Varlığın sorumluluğunu üstlenecek ,varlığı kendi varlık sebebiyle izah edebilecek görünür evrende ne vardır? Tanrısal bir varlık bu nedene soyunduğunda ,onun varlığını izah eden ne olacaktır?İşte referans noktası olmadığında ,nedensellik zinciri bir yerde koptuğunda ,başvurulacak tek anlam göreli bir anlam olabilir.”Benim varoluşum” “diğer insanlara” ve o insanlardan oluşan “topluma” göre bir anlam ifade edebilir.Ve anlatmaya çalışacağım gibi insan için asıl önemli olanda bu anlamın idrakıyla yaşanabilmesindedir.
