Martin Heidegger (1889-1976)

Heidegger

Varoluşçu görüngübilimi geliştiren yirminci yüzyılın en etkili akademisyenlerinden birisi, bir Alman filozofudur.  Baden , Messkirch’de doğdu.Babası Katolik mezhebi mensubu bir zangoç ve fıçı ustası idi. 1909 yılında Freiburg Üniversitesinde görüngübilim (fenomenoloji) çalışmalarıyla tanınan Alman profesör Edmund Husserl’in yanında teoloji ve filozofi eğitimi aldı.1915 ten itibaren burada felsefe dersleri vermeye başladı.1923-1928 arasında Marburg Üniversitesinde çalışmalarına devam etti. 1927 yılında zamanında çığır açan eseri “Varlık ve zaman”ı yayınladı. 1928 yılında Freiburg üniversitesine dönerek eski hocası Husserl’in emekliliği ile boşalan pozisyonu aldı.
Heidegger’in doğduğu yer Messkirch dört bin nüfuslu Katolik Alemanlardan oluşan bir kasabadır.Ancak halk kendisini Protestan Suebya’lılara daha yakın hisseder.Her iki mezhebe ait kilise de bulunur Messkirch’de Alemanlar karanlık, iç karartıcı Karaorman bölgesinden  İsviçre’ye Alsas’a  kadar yayılan geniş bir topluluktur.Toprağa sıkı sıkıya bağlı bir köylü yaşamı sürerler.İçe dönük,melankolik ve kurnazlıkla safdillik arasında gidip gelen  bir psişik yapıları vardır.Oysa Protestan Suebler,Karaorman bölgesinin insanlarından canlı,yaşama sarılmış görünümleriyle ayrılır.Alman bilim ve kültürüne Schiller,Schelling,Hegel ve Hölderlin gibi Alemanlar’la karşılaştırılmayacak kadar çok katkı yapan düşünür ve sanatçı yetiştirmişlerdir.İşte Heidegger Suebya’da kendi evinde gibidir ve Hölderlin gibi Sueb bir şairin dizelerinden derinlemesine etkilenmiştir.Ama melankoli , kabalık ve içedönüklük yönünden bir Alemandır Heidegger. Somurtkan,sevimsiz,kibirli ve alaycıdır.Freiburg üniversitesinin koridorlarında Edmund Husserl’in asistanı olarak dolaşırken bir felsefe profesöründen çok elektrik donatımını tamire gelmiş bir tesisatçıya daha çok benzetilir.Heidegger’in ömrü Freiburg’da ve Karaorman yakınlarında tenha bir kayakçı kulübesinde geçmiştir.Kayak sporunu çok seven ünlü düşünür “kar fırtınası kulübenin çevresinde uğuldadığında,felsefe için en iyi zaman gelmiş demektir” demişti bir keresinde.Heidegger için tipik bir Aleman köylüsü de denir.Doğrusu dili anlaşılması güç,kendi icadı terimlerle dolu olsa da en iyi çevrildiği dillerden birisi yine bir köylü dili olan İspanyolcadır ve en iyi yandaşlarından birisi de İspanyol felsefeci Ortega Gasset'tir.

Alman üniversiteleri eski bir geçmişe sahiptir.1365 de Viyana,1385’de Heidelberg,1388 ‘de Köln , 1527’ de Marburg,1460’da Freiberg,  1810’da Berlin üniversiteleri kurulmuştur.Bu üniversiteler halkın üzerindeki etkisini başlarda “idealizm felsefesi” ve “romantik edebiyat” üzerinden kazanmıştı.Akademisyenler ateşli ve romantik düşünürler oldukları gibi politika ile de hep iç içe olmuşlardır. Doğabilimlerinin ilerleyişi ise idealizm ve romantizmin ayakbağı olarak görüldüğü , politika ile bağlantısı kesilmiş bir üniversite ortamına yol açtı.Doğabilimlerinin ünlü hocaları  uzmanlık alanlarının dışındaki konularda ve hele politika konusunda sıradan bir yurttaştan hiç de bilgili değillerdi.Ülke Wilhelm’in iktidarında birinci dünya savaşına girerken üniversiteler Alman ulusunun karşı karşıya kaldığı şövenist söylemi , savaş çağrıları ile ülkenin içine sürüklendiği tehlikeyi sorgulayacak  halde değildiler.
Bu dönemde en önemli akademik felsefe Dilthey’in “yaşama felsefesiydi”. Dilthey,daha sonra Heidegger’inde takipçisi olacağı bir düşünceyi dillendiriyordu.”Yaşamak rasyonel yoldan temellendirilemez” diyordu Dilthey ve böylece felsefeyi doğabilimlerinin hükümranlığından kurtarmaya çalışıyordu.Doğa bilimleri,insanın algı,sezgi,duyum,duygu,yönelim,heyecan,haz,acı ve diğer tüm yaşam bağları içinden sadece “duyum” ve “algı” ya hitap etmek suretiyle ,bizzat “deneyim”i ve dolayısıyla “gerçekliği” tahrif etmiş oluyorlardı.

Varlık ve zaman

Şimdi Heidegger’in 1927 yılında yayımlanan , üniversitedeki kürsüsünü devir aldığı hocası Husserl’e ithaf ettiği sansasyonel kitabına bakalım.
İnsan dünyaya atılmıştır(geworfen) der Heidegger. İnsan Hiç (Nichts) içine düşmüş bir Ne’liktir (Wesen).Bunu kendisi seçmemiştir.
Hiç sözcüğü aynı zamanda Varlık (Sein) anlamına da gelir. Yani insan Varlık’a  atılmış,terk edilmiştir de demek ister.Zira Varlık sınırsızdır ve bu haliyle kavranamadığı için kendisini Hiç’lik olarak da gösterir.Varlık’a bu yüzden dil ile tanımlama getirmek imkansızdır.Zira mantık gereği ,Varlık’a “vardır” denildiğinde aynı zamanda “var değildir” denilemez.O yüzden Heidegger dilin de insan gibi  Varlık’ın içine “düştüğünü” söyler.
Varolan “Varlık’tan” mı çıkar?  “Varlık Olmayan’dan(Nicht Sein) mı?” Varolan insana Varlığın ışığı sayesinde görünür.Varlığın varolan içinde “Ne’leştiği(west) ve onu görünür kıldığı kadarıyla.Fakat Varlık Varolanı görünür kılmakla beraber  görünür kılmakla kendisini,Varolanın içinde “saklayarak geri çeker.”

İnsan , “Dasein” (Varolan;dünyada-olan) olarak kavranır. Dasein’in öyle bir yapıdadır ki Varolandır ama Varlığı sorgulayabilir.Sorgularken dünyaya atılmışlığını (Geworfenheit) görür.İnsan, sadece Varolanı tanıyan ve Varlık sorusuna yanıt verme şansı bulunmayan hayvandan, “sorgulayabilmesi” sayesinde farklı bir şekilde yaşayabilir.Bu Dasein’in Ekzistens (Varoluş) olarak yaşayabilmesi demektir.Ekzistens Heidegger sözlüğünde bir ortaçağ terimi olarak bilinen anlamından farklı bir anlama gelir.Ekzistens-olmak “Dünyada olma”nın (in-der Welt-sein) dışına çıkmak Varlık’a yönelmek anlamına gelir.Bu dışarıya çıkış Kaygı (Sorge) adı altında deneyimlenir.Kaygı Heidegger’e göre sadece psişik bir süreç değildir ,bizatihi Ekzistens olmaya içrek bir haldir.