1.Savage Grace(Vahşi zerafet)
2.Spider (Örümcek)
3.Elveda Las Vegas
4 Konuş Onunla

Sinema

idefix
Savage Grace(
Vahşi zerafet) 2007
Yönetmen: Tom Kalin
Oyuncular:Julianne Moore ( Barbara Baekeland) Stephan Dilanne (Brook Baekeland)

Öykü:1972 yılında Londra'da lüks bir apartman dairesinde işlenen sansayonel bir cinayet ve cinayeti önceleyen ailevi ilişkileri irdeleyen gerçek bir öykü anlatılıyor.Barbara Daly Baekeland ,kendi sosyal sınıfının üstünde bir konumda yer alan Bakelit plastik endüstrisinin varisçisi Brooke Baekeland ile evlenmiştir.Sık seyahatler yapan kocası ve yalnızlık çeken Barbara arasındaki uyumsuzluk filmin başından beri dikkat çekmektedir.Oğulları olduğunda (Tony) annenin narsistik sevgisinin tümüyle bebeğe yöneldiği görülür.Barbara'nın narsistik yapısından ileri gelen cinsel kibiri ,ilgi odağı olmakta ki ısrarı ve kocasına histerik nitelikte cinsel meydan okumaları Brooks'u kadından ve kadının bir uzantısı pozisyonunda olan oğllundan uzaklaştıracaktır.Tony odipal dönemi baba ile özdeşleşme fırsatı yakalayamadan ,çözümsüz kapatır.Ortada olmayan ,silik babanın yerine anne ile özdeşleşir ve sevgi nesnesi olarak olması gerektiği gibi karşı cinsi değil kendi cinsini seçer.Annenin ayartıcı tutumları ve kendi özel hayatındaki cinsel pervasızlığı Tony'nin annesi ile ilgili cinsel düşlemlerini yeterince bastıramamasıyla sonuçlanır.Adolesan dönemde yaşıtı İspanyol bir kızla cinsel deneyimi olacak ve ailesiyle tanıştıracaktır.Ancak genç kızın bir süre sonra evi terkeden babasıyla birlikte kaçtığını görürüz.Sevgilisini elinden alan odipal rakibi karşısında(baba) alınan bu yenilgi ve karşı cinse yakınlaşmak için gereken erkeksi güven duygusunun iyice kırılması eşcinsel eğilimlerin önünün açılmasına vesile olur..Bir sahnede anne ,genç erkek sevgilisi ve onunla eşcinsel ilişki yaşayan Tony'i aynı yatakta görürüz.Uyandıklarında içinde bulundukları hali gören Barbara'nın tepkisi kahkaha ile gülmek olacaktır.İki kez intihara kalkışan Barbara filmin sonunda fantazi düzeyinde kalan ensestiöz arzuyu fiiliyata geçirir.Önce Tony'nin üzerine çıktığı ve doyuma ulaştığı cinsel eylemin ardından oğlunu eliyle boşalttığını görür ve sonra ona yaslanarak "en iyisi sendin Tony" dediğine şahit oluruz.Hemen akabinde Tony'nin ruhsal bir çözülme içine girer.Basit bir nedenle çıkan tartışma sonrası Tony annesini bıçaklar ve akabinde telefonla sipariş ettiği yemeği yere uzanan annesinin cansız bedeni başında yerken yine kendi telefon ihbarıyla gelen polis tarafından tutuklanır.Mahkeme,suçu akli dengesindeki noksanlığa bağlar ve akıl hastanesine gönderilmesine karar verir.

Öykünün psikanalitik açıdan önemi ,narsistik bir annenin çocukla kurduğu ilişki biçimini gözler önüne sermesinden geliyor..Fransa'da kaldıkları dönemde ki bir sahnede ,Barbara Fransız konuklarının önünde Fransızca bilgisiyle ve çocuğuna öğrettikleri ile dikkat ve beğeni çekmek istiyor. Bunu başaramadığında henüz ilkokul çağındaki oğlunu çağırıp Fransızca bir kitabı konuklarına okuduğunu göstermek istiyor.Çocuk ve konuklar ise bu gösteriyi lüzumsuz ve sıkıcı buluyor , böyle bir büyüklenmenin bir parçası olmayı reddediyorlar.İkinci bir önemli nokta Tony'nin gelişimsel sürecinde fazlaca ayartıcı anneyi sevgi nesnesi olmaktan alıkoyabilecek baba korkusunu (kastrasyon anksiyetesi) yaşayamaması ve bunun sonuçlarının başarılı anlatımı.Tony silik baba ile özdeşleşmeyi başaramayıp anne ile özdeşleşiyor.. Sevgi nesnesini ise anne gibi erkeklerden seçmesi bu durumun sonucudur.Tonyn'

...başa dön

idefix
Spider"
2002- İngiliz-Kanada Ortak Yapımı
Yönetmen:David Cronenberg
Oyuncular:Ralph Fines, Miranda Richardson

Spider’in öyküsüDoğu Londra’da 1960 ve 1980 ‘ler arasında geçiyor.Yılllar sonra Spider (Ralph Finnes) akıl hastanesinden çıkartılarak toplu içersinde durumunun izlenebileceği bir ara merkeze aktarılır.Burada bayan Wilkinson (Lynn Redgrave) süpervizyonu altındadır.İlacını almayı kesen Spider  sanrılar ve halüsinasyonlar arasında psikotik dünyasına çekilir.Çocukluğunda geçirdiği olayları yeniden yaşamaya başlar.Spider’ın sonu  yine akıl hastanesi olacaktır.

Spider'in izlediği sanrılarla hatıralarının karıştığı kendi çocukluğudur(Bradley Hall) Aslında çocukluk çağı psikotik bozukluğu içinde olmasına karşın bu durumu ebevyeni tarafından anlaşılamayan Spider ,babasının bir gece annesini öldürüp yerine yerel pub’a takılan fahişe Yvonne’yi (Miranda Richardson) geçirdiğini sanrılıyor.Annesinin katlinin ardından bu ikilinin kendisini de öldüreceklerini düşünerek trajik sonuçları olacak çılgınca bir plan hazırlıyor.

leaving_las_vegas...başa dön

idefix
"Leaving Las Vegas"
1995
Yönetmen.Mike Figgins
Oyuncular:Nicholsa Cage(en iyi erkek oyuncu ödülü),Elisabeth Shue

Ben Sanderson alkole yenik düşmüş Holywood’lu bir senaryo yazarıdır.İşinden kovulunca aldığı tazminatla dibe vurana dek içmek amacıyla,barların hiç kapanmadığı Las Vegas’a gider.Orada karşılaştığı bir sokak fahişesi olan Sera (Elisabeth Shue) Ben’in kabasabalıklarına olduğu kadar sonsuz nezaketine de karşılık verir ve aralarında sıra dışı bir aşk başlar.Ben,Sera’nın fahişelik yapmasına,Sera’da Ben’in içki içmesine karışmayacağına söz verir.Gerçekten Sera’nın ihtiyaç duyduğu,birisinin ona ihtiyaç duymasıdır ve Ben’in kendisine gerçekten ihtiyacı vardır.Ancak sevdiği adamın gözlerinin önünde kendisini öldürmesine daha fazla dayanamayan Sera,verdiği sözden döner ve Ben’e bir doktora gitmesi için yalvarır.Bunun üzerine Ben onu terk eder. John O’Brian’ın bir öyküsünden esinlenilerek çekilen 1996 yapımı filmde yönetmen Mike Figgis,bir alkolikle iyi yürekli bir fahişe arasındaki çok kırılgan ilişkiyi büyük bir incelikle ele alıyor.Filmin inanılırlığı ve dokunaklılığı,yönetmenin ahlakçı anlayış yerine içtenliği tercih ediyor olmasının yanı sıra,Nicholas Cage ve Elisabeth Shue’nun güçlü performanslarından da kaynaklanıyor.

Yorum:İçki içmek kendimi öldürmenin bir yolu mu, yoksa kendimi öldürürcesine içmek içki içmenin bir yolu mu (Is drinkingk a way of killing my self or  is killing myself a way of drinking?)

Eleştirilerde dramatik ama çok güzel bir aşk hikayesi olarak yorumlanan film seyretmeye gerçekten değer.Akıcı hikayesi,olağanüstü oyunculuğu ,görüntüleri ve psikolojik derinliği ile başyapıt havasında bir film.Filmin jeneriği esnasında Ben’in bir marketin raflarına dizili renkli içki şişelerinden eline geçenleri dans ederek alış veriş arabasına doldurduğunu görüyoruz.Besbelli büyük bir alkol çılgınlığı ile karşı karşıyayız...İlerleyen sahnelerde Ben’in,Holywood’daki işinden alkolizm yüzünden kovulduğunu görüyoruz.Patronun kendisine acıyan bakışları altında ezilen Ben ,uzatılan çeki alınca gülümseyiverir.Kaba bir hesap yaptığında ,dört hafta boyunca bu parayla barların hiç kapanmadığı Las Vegas’a gidip içebileceğini görür...Bu fikir intihar etmeye yönelik bilinçli bir kararı içermekte midir bilinmez..Filmin bütünü boyunca açıkça bir depresyon içinde görünmez Ben.İçki içtiği müddetçe kimseye ihtiyaç duymadan ,kendi kendine mutlu olabilen bir alkoliktir O… Esprileri alkolün dozuna bağlı olarak bazen sadece kendi gülebileceği kadar soğuk olsa da esprili,gürültücü ve yalnızdır.

Las Vegas’a geldiğinde ucuz bir oda tutar.Renkli içki şişeleri ile doldurur odayı.Ben’i bir an olsun içmezken göremeyiz ama arada bir sabah kalktığında alkol krizine girmiş olduğunu görürüz.Bütün vücudu kaskatı kesilmiş halde yatakğından kalkar,gözleri faltaşı gibi açılmış ,saçları havaya dikilmiştir.Kalıp halinde yürür , titreyerek buzdolabına uzanır ve içki şişesini kafasına dikip alkol ihtiyacını karşılar.Kanındaki alkol seviyesi yükseldiğinde bildiğimiz Ben olmuştur yine.

Ben ,gece Las Vegas sokaklarında fahişelik yapan Sera ile karşılaşır.Sera,Ben’in yüksek para teklifini kabul eder ve odasına gelir.Parasını alır , karşılığını vermek ister.Ancak Ben’in istediği seks değildir.Ben,sadece konuşmak ister.Ben’in alkolizminin cinsel gücünü düşürdüğü anlaşılabilir bir şey.Ancak psikanalitik yönden bakınca  psikoseksüel süreçte bir regresyon (gerileme) sonucu, genital döneme ait erojenik uyarılma bölgelerinin , oral dönemin baskın uyarılma bölgeleri ile yer değiştirdiğini görebiliriz.Ben,sadece içmek ve konuşmak gibi oral döneme ait faaliyetler ile  doyum sağlayabilmektedir artık.Alkole sadece uyuşturucu veya intihar metodu gözü ile bakmadığını ona tutkuyla bağlı olduğunu Ben’in  Seraya “ölümüne içmek üzere” Las Vegas’a geldiğini anlattığı sahneden anlarız.Ben,alkolle olan kendisinin de anlamadığı ama içine sürüklendiği ilişkisini şu sözlerle anlatır:Öyle bir noktadayım ki acaba,içki içerek kendimi öldürmek mi istiyorum, yoksa kendimi öldürürcesine içki içme zevkini yaşamak mı istiyorum? (Is drinking a way of killing my self or  is killing myself a way of drinking?)
Ayrıca ciddi ölçüdeki yalnızlığına (karısı onu terk etmiştir) dayanmakta güçlük çekmektedir.Zira  alkolizmde sık görülen bağımlı kişilik yapısı gereği sıcak duygulara sahiptir ve umutsuzca yakınlık kurabileceği bir kişiye ihtiyaç duymaktadır.İşte bu şartlarda Sera’ya yakınlık duyar.Sera ‘da Ben’den hoşlanmıştır.İçinde bulunduğu şartlar cinsel bir meta haline gelmesine ve insani ilişkilerden giderek uzaklaşmasına neden olmuştur.Ben ile olan ilişkisinde eksikliğini hissettiği sıcaklığı,dostluğu ve birisinin kendisine ihtiyaç duymasının hazzını bulur.Kohut’un self psiklojisinde geçen narsistik aktarımlarını gerçekleştirebilecekleri birbirlerinin “kendiliknesneleri” olmuşlardır artık.İkisi de sahip oldukları handikaplara rağmen(alkolizm ve fahişelik) kendisine ayna tutan diğeri tarafından onaylanmayı,değer verilmeyi ve kendilik bütünlüğünü sağlayarak iyi hissetmeyi ister.Bu tesbitin doğruluğunu gösteren sahnelerden birisinde Ben,Sera’nın yanında (artan kendilik bütünlüğü sayesinde) aldığı alkol dozunu  kontrol edebildiğini söyler .Diğerinde ,Sera’nın Ben’e verdiği hediyelerden birisinin cepte taşınabilecek şık bir viskilik olduğunu görürüz..Bir başkasında Ben duygulanarak Sera’ya karşısına çıkan bir melek olup olmadığını sorar.
Bütün bu olumlu "ayna aktarımlarına" rağmen  ilişkilerindeki handikaplar romansın içine sızarak onları hayal kırıklığına uğratacaktır.Ben,kumarhanede kendisini kaybeder ve olay çıkartır,tatil için gittikleri motelden Ben’in sarhoş olup düşerek kırdığı camlar yüzünde kovulurlar ve Sera’nın kiraladığı evin sahiplerine Ben’in davranışları ve evin önünde sızması yüzünden rezil olurlar.Öte yandan Sera akşam saatlerinde sokaklarda mesleğini icra etmek üzere Ben’i bırakıp çıkmaktadır ki Ben’in Sera’ya zaman zaman ettiği sitemlerden, Sera’nın mesleğine karışmama sözüne rağmen içinin rahat etmediği anlaşılır.

Sonunda Sera’nın gönlü onca değer verdiği adamın gözleri önünde içkiden solup gitmesini kaldırmaz.Ben’e bir doktora görünmesini teklif eder.Ben,bu teklif karşısında abartılı bir tepki göstermez ama büyük hayal kırıklığı yaşadığı anlaşılır.Dışardan bakan birisi için böyle bir teklifin neden büyük hayal kırıklığı yarattığını anlamak zordur.Ama kendilik psikolojisi açısından bakarsak Sera,Ben’i olduğu haliyle değerli görme ve ona onaylayıcı ayna tutma,yaralı kendiliğini destekleme görevini aksatmıştır.Bu teklifi derhal reddeden Ben’in kendiliği çözülme sürecine girer. Sera’yı aynalama görevini ihmal ederek kendisini çözülmeye bırakır.Bir kumarhane de yanına yaklaşan fahişeyi evine getirir ve sevişirlerken Sera içeri girer.Sera ,çıldırır ve Ben’e evi terk etmesini söyler.

Ben kendiliğini çözülmeye bırakarak giderek daha fazla içmek suretiyle ölüme yaklaşır.Sera ,ise malum mesleğini icra ederken gözü dönmüş bir grup adolesanın seks ve şiddet gösterisine maruz kalır.Sera’nın kendiliğini değersizleştirici  bu trajik deneyim sonrası Sera,Ben’e  ne kadar ihtiyaç duyduğunu anlar.Umutsuzca Ben’i arar.Ben kaldığı pansiyondan ayrılmıştır.Sera neyseki Ben’den aldığı telefonla sevinir. Ben’de Serayı(meleğini) görmek istemektedir.Filmin final sahnesinde ,Ben’in bedeninin içinde çürümeye çekildiği(kendiliği gibi) perdeleri tamamen çekilmiş ucuz  karanlık bir odada Sera ile buluşmasını izleriz.Ben’in vücudu alkolün sinir sistemi üzerindeki toksik etkisi nedeni ile kasılmaktadır.Yatağından kalkamadığı halde ,zorlukla uzanarak komodinin üzerindeki votka şişesinden  birkaç yudum almaya çalışır.Kasılmaların etkisiyle ereksiyon halindeki cinsel organına uzanır Ben.Aralarında bu zamana değin gerçek manada hiç bir cinsel deneyim geçmemişken, Sera’ya kendisini çok arzuladığını bu şekilde göstermeye çalışmaktadır.Bu sahne "kendiliği onaylayan kendilik nesnesinin" desteğiyle dürtüsel yaşama ait güçlerin genital döneme ilerlemesi çabası olarak yorumlanabilir.Sera,bu isteği geri çevirmez ve ölüm döşeğindeki Ben ile  ilk kez birlikte olurlar.Hemen akabinde Ben’in yorgun bedeni son nefesini verir.

Ahlaki kaygılar bir yana bırakılarak bakıldığında yüreğe dokunan iki yaralı insanın bu hikayesinde; daha önce hiçbir filmde görmediğim kadar çok içki içen,alkole delicesine tutkun,alkolle olan aşkı konusunda söz söyletmeyen ,bir yandan da karıştığı onca rezalete rağmen gurur ve zerafetini asla kaybetmeyen Nicholas Cage’in canlandırdığı (ve en iyi erkek oyuncu Oscar’ı aldığı) Ben karakteri gerçekten çok güzel çizilmiş.Ben, alkolden başka kötü bir alışkanlığı olmayan ,sadece zevk için içen son derece naiv bir karakter. Bu zevki başka hiçbir zevke karıştırmadan delice bir tutkuyla ,kana kana içiyor.Bitmeyen susuzluğu , doyumsuzluğu şaşırtıyor ,ölümüne içmek bu olsa gerek diye düşündürüyor...Mutlaka görün...

hable_con_ella ...başa dön

idefix
"Konuş onunla"-Talk to Her / Hable con ella
(İspanya -2002)
Yönetmen:Pedro Almadovar

Marco Zuluaga…..Dario Grandinetti  
BenignoMartin ..Javier Camara
Lydia Gonzales ….Rosario Flores
Alicia …………….... Leonor Watling…

Film etkileyici bir modern dans gösterisi ile açılır.Birbirlerini tanımayan Marco ve Benigno yan yana oturmaktadırlar.Gösteride iki kadın bedenlerinin duygularını dramatik temalı müzikle uyum içinde mükemmel derecede ifade ettiğini izleriz..Kırklı yaşlarda bir yazar olan Marco yoğunluk karşısında dayanamaz ve ağlar.Benigno da etkilenmiştir ve Marconun ağladığını farkeder ancak bir şey söylemeye cesaret edemez.

Benigno hastahanede özel bir hastaya bakmaktadır..Baktığı genç kız bir kaza sonucu bitkisel bir hayata girmiş olan Alicia isminde bale öğrencisidir.Bu sırada Marco bir röportaj yapma bahanesi ile profesyonel bir boğa güreşçisi olan Lydia isimli bir kadınla tanışır Aralarında başlayan ilişki yavaş yavaş aşka ve Lydia'nın kıskançlık krizlerine dönüşmeye başlamışken Lydia hipodromda çıktığı bir boğa güreşi esnasında ağır biçimde yaralanıdığına şahit oluruz..Bitkisel hayata giren Lydia, Benigno’nun da çalıştığı hastanede bir odaya yerleştirilir.

Marco ve Benigno klinikte birbirlerini görünce dans gösterisinde yan yana oturduklarını hatırlarlar ve  aralarında bir dostluk gelişir..İkisi de sevdikleri bitkisel bir hayata girmiş birer  kadına bakmaktadırlar.Marco’nun umutsuz haline kıyasla   Benigno duygusal bir yaklaşım içinde Alicia’nın yaşayıp bir gün uyanacağına inanmkatadır..Marco Benigno’nun bakımını yaptığı genç kızla konuştuğunu farkeder ve konu açıldığında ona Alicia kendisini duymadığı halde konuşmasının sebebini sorar.Benigno, “kadın beyninin” sırlarla dolu olduğunu ve belki de Alicia'nın kendisini duyduğunu , bu konuşmanın onu yaşama bağladığına inandığını söyler.Üstelik Marco'ya da aynı şeyi yapmasını tavsiye eder.”Konuş onunla!” …Filmin ilerleyen bölümlerinde Benigno, Marco’ya Alicia ile evlenmek istediğini söylediğinde bu sapkın fikir  karşısında Marco arkadaşının akıl sağlığından endişeye kapılır.Oysa Benigno fanteziyi çoktan  gerçeğe dönüştürmüş ve Alicia ile cinsel ilişkide bulunmuştur.Alicia nın bakıcıları alışılmış adet düzeninin bozulması ile hamile olduğunu anlarlar.Benigno soruşturma sonucu  yakalanır ve hapsedilir.Alcia’nın bebeği  doğar ve işin ilginci Alicia’nın bilinci muhtemelen gebeliğin getirdiği hormonal etkiler dolayısıyla doğumdan sonra mucizevi bir şekilde açılır. Benignonun tutkusu, Alicia'yı mucizevi bir şekilde hayata döndürmüştür.Hapiste Alicia dan yoksun kalan Benigno yaşaması için artık bir neden göremez ve intihar eder.Sevgi ve inanç  bir mucize yaratmış ve ölü gibi görünen Alicia yaşama dönerken sevgisiyle Alicia’ya yaşam veren Benigno ölmüştür.

Varoluşçuluğun temelinde yatan “anlam” duygusu ve tutkuyu,inancı, kendi edimlerinin sorumluluğunu almanın ne denli ağır bir yük olduğunu,yalnızlığı ve kuşkusuz ölümün soğuk nefesini  Almadovar sineması her zaman ki gibi yüksek bir estetik duygusu ile izleyiciye aktarıyor.
Lacan’cı anlamda bakarsak film adının ve bu ada temel teşkil eden eylemin insanlığı en iyi ifade eden eylem olduğunu görebiliyoruz.Bu insanın insanlığının kesin ve net olarak ortaya çıktığı an,simgesel dünyanın içine girdiği andır.”Konuşma anı”.Benigno insanlığını kaybetme noktasında bulunan(konuşamayan) Alicia ile konuşarak onu insanlığına bağlamaya çalışır.

Film son derece güzel müzikleri,mütevazi anlatımı,kişiliklerdeki ve diyaloglardaki gerçeklik duygusu,tutku,aşk,delilik ve ölümün içiçe geçtiği konusu ile izleyen seyircileri adeta çarpıyor…
Tesadüfler,insan zihninin karmaşıklığı,bedenin anlaşılamaz gizemli doğası,inancın zaferi,tutkunun yoğunluğu,arkadaşlık,delilik,erkek ruhundaki kadınsılık,sadakat,ölümün soğuk nefesi,masumiyet,intihar duygusu öylesine kuvvetle ifade edilmiştir ki izleyenlere soluğunu tutup seyretmek kalmıştır sadece.
Tutkulu karakterleri,çoşkulu akdeniz ruhunu,kulağa  şiir gibi gelen güzel bir dille ,İspanyolca ile aktaran  Almadovar ve İspanyol sineması ,akıldan çok insanın kestirilemez irrasyonel yanını vurgulayan , açıkça "varoluşçu" olarak nitelendirebileceğim özellikleriyle Avrupa’nın en iyi sinemalarından birisi olduğunu bu filmle bir kez daha gösteriyor.
26.9.2008