"İrade ve bunalımı" -Rollo May

......"Aşk ve İrade" Rollo May; Sayfa 223 -233

Bu [bizim] asıl belamızdır: İnsan korkusuyla birlikte, insan sevgisini de, insan onayını da, insan olma iradesini de yitirdik. Nietzsche

Öğle yemeğine çıktığım bir arkadaşım sıkıntılı görünüyordu. Kafasının hafta sonunda olan bazı olaylara takıldığını söylediğinde daha yemeğe yeni başlamıştık. On iki ile yirmi üç yaş arasındaki üç çocuğu, onun sorunlarının sorumlusu olmasa da baş katılımcısı olduğunu söylemeye birkaç özlü saatlerini adamışlardı. Saldırılarının özeti, onlarla ilişkisinde yeterince açık kararlar vermediği, yeterince sert bir tavır almadığı ve yeterince sağlam bir yapı kurmadığıydı.


Duyarlı, hayal gücü kuvvetli, yaşamında ve işinde hatırı sayılır ölçüde başarılı olmuş olan arkadaşım katı "içe yönelimli" anne baba tarafından büyütülmüştü. Fakat çocuklarını hiçbir zaman o Viktorya dönemi "irade gücü" kalıbıyla yetiştiremeyeceğini biliyordu. Aynı zamanda, o karısı, Viktoryacılık bozguna uğradığında ortaya çıkan boşluğu dolduran yaygın aşırı serbestliğin hiçbir zaman düşkünü olmamışlardı. O konuşurken bana dokunan, neredeyse her anne babanın bugünlerde "Bir anne veya baba çocuklan hakkında nasıl karar verir? Bir baba iradesini nasıl ortaya'~ koymalı?" sorularında yatan aynı acıyı ve şaşkınlığı bir şekilde dile getirdiğini fark edişimdi.


Bu irade bunalımı "nevrotiği" de "normali" de benzeri' şekilde etkiler - divandaki hastayı da, koklukta onu dinleyen psikiyatr veya psikoloğu da. Sözünü ettiğim adam  nevroz tedavisinde değildi; yine de içinde yaşadığımız geçiş dönemindeki psikolojik ayaklanmanın kaçınılmaz dışavurumu olan irade ve karar çelişkilerinin aynılarını yaşıyordu. İrade ve karar yetimizin kalıtımsal temeli, geri alınamayacak biçimde yok edilmiştir. Trajik değilse bile ironik bir şekilde, tam da gücün korkunç biçimde büyüdüğü  kararların bu kadar gerekli olduğu ve geleceği bu kadar etkilediği bu uğursuz çağda kendimizi yeni bir irade temelinden yoksun buluruz.


KİŞİSEL SORUMLULUGUN ZAYIFLAMASI Freud'un, en büyük değilse de, büyük katkılarından biri, Viktorya döneminin "irade gücünde" yatan "yararsızlık ve kendini kandırmayı" delmesidir. O "irade gücü" on dokuzuncu yüzyıldaki atalarımız tarafından, sayesinde çözüm buldukları, böylece iddiaya göre yaşamlarını kültürün gitmelerini söylediği akılcı ve ahlaki yola doğru yönlendirdikleri yeti olarak tasarlanmıştı. Bunun Freud'un belki de en büyük keşfi olduğunu söylüyorum çünkü onu "bilinçdışı" diye adlandırdığı şeye götüren, Viktorya dönemi irade gücünün kötü etkilerini araştırmasıydı. Güdülerin ve davranışların -ister çocuk büyütürken, ister sevişirken, ister iş yönetirken, ister savaş planlarken- bilinçdışı itkiler, kaygılar, korkular, tükenmez bedensel dürtüler ve içgüdüsel kuvvetler ordusu tarafından yönetildiği uçsuz bucaksız alanları ortaya çıkardı.Derin incelemeleri altında Viktorya dönemi "irade"sinin gerçekten de bir "ussallaştırma ve kendini kandırma ağı" olduğu ortaya çıktı. Artık o göklere çıkarılan Viktorya dönemi "irade gücünün hastalıklı olduğu tanısı" tamamen doğruydu.


Fakat buna kaçınılmaz bir irade ile karar zayıflaması ve bireyin sorumluluk duygusunun baltalanması eşlik etti. Ortaya çıkan, belirlenmiş bir insan görüntüsüydü; artık sürmeyen, sürülen. Freud'un Groddeck'in sözlerine katılarak belirttiği gibi, insan "bilinçdışı tarafından yaşanır". "Ruhsal özgürlük ve seçmeye duyulan köklü inanç bilime oldukça aykırıdır ve zihinsel yaşamı yöneten gerekirciliğin iddiaları karşısında geri çekilmelidir" diye yazar Freud.


Böyle bir iddianın kuramsal doğruluğu veya yanlışlığı ne olursa olsun, uygulanabilirliliğinin önemi çok büyüktü. Modem insanın en yaygın eğilimi olan -ve yirminci yüzyılın ortalarında neredeyse yerel bir hastalığa dönüşen- kendini güçlü "psikolojik dürtü makinesinin" edilgen plansız ürünü olarak görme eğilimini yansıttı, ussallaştırdı ve onunla elbirliği yaptı. (Buna Marx'ın, Freud'unkiyle aynı zekilikteki incelemeleriyle sosyo-ekonomik düzeyde gösterdiği gibi, ekonomik kuvvetler makinesini de ekleyebiliriz.)


Freud'un ve Marx'ın bu bireysel irade ve sorumluluk yitimine "neden olduklarını" söylemiyorum. Büyük adamlar daha ziyade kültürlerinin derinliklerinden ortaya çıkanları yansıtırlar, yansıttıktan sonra bulduklarını da yorumlar ve biçimlendirirler. Bulgularının yorumlarına katılmayabiliriz ancak buldukları gerçeğine katılmazlık edemeyiz. Kendimizi tarihimizden ayırmadan, bilincimizi sakatlamadan, bu bunalımı yarıp yeni bir bilinç ve bütünleşme düzlemine çıkma fırsatını kaçırmadan Freud'un keşiflerini görmezden gelemeyiz ya da bir kenara atamayız. İnsanın benlik imajı bir daha asla aynı olmayacak; tek seçeneğimiz göklere çıkarılan "irade gücü"müzün yıkımı karşısında geri çekilmek veya bilincimizi yeni düzeylerde bütünleştirmeye çabalamaktır. ilkini yapmayı dilemiyorum ya da "seçmiyorum"; fakat sonuncuyu henüz başarmadık ve irade bunalımımız öyle bir durumda ki ikisi arasında felç olmuş durumdayız.

İradenin zayıflamasından ileri gelen ikilem, Freud'un sahasında, psikanalizde sıkıntılı bir sorun haline gelmiştir. Analist AlIen Wheelis bu sorun üzerinde yazarken özellikle sezgilidir:
Bilmiş insanlar arasında "irade gücü" teriminin kullanımı, belki de en belirsiz olmayan saflık nişanı haline gel­miştir. Kişinin kendi çabalarıyla nevrotik sefaletten zorla çıkmaya çalışması modaya uymaz hale gelmiştir, çünkü irade ne kadar güçlüyse, bu çabanın "karşı fobi manevrası" olarak adlandırılma olasılığı o kadar yüksektir.


Bilinçdışı, iradenin itibarının mirasçısıdır. Kişinin kaderi eskiden nasıl irade tarafından belirleniyorduysa, şimdi de bastırılmış zihinsel yaşam tarafından belirlenir. Bilgili modernler sırtlarını divana yaslarlar ve bu sırada yükü sırtlamayabilirler. İrade nasıl değer yitirdiyse cesaret de yitirmiştir; çünkü cesaret yalnızca iradenin hizmetinde var olabilir ve hizmet ettiği şeyden daha fazla değerli olması zordur. İnsan doğasını anlarken gerekirciliği kazandık ama kararlılığı yitirdik.


Kendimizi gerekirciliğin sonuçları olarak görme eğilimi, son yıllarda, çağdaş insanın atom gücü biçimindeki bilimsel kuvvetlerin çaresiz nesnesi olduğu kanaatini de içine alacak şekilde yayılmıştır. Çaresizlik, tabii ki, genel bir vatandaşın hakkında hiçbir şey yapamayacak kadar güçsüz hissettiği nükleer bombayla canlı bir biçimde temsil edilmektedir. Çoğu aydın bunun gelişini görmüş ve kendi sözcükleriyle "modem insanın modasının geçip" geçmediğini sormuşlardır. Fakat bu on yılın önemli gelişmesi, bunun televizyon izleyip sinemaya gidenlerin bile ortak farkındalığı olmasıdır. Yakın tarihli bir film açıkça belirtir: "Nükleer çağ insanın, başına gelebilecekleri etkileme yeteneğine olan inancını öldürmüştür." Gerçekten de, modem insan "nevrozu" merkezinin, kendini sorumlu olarak görüşünün zayıflaması, iradesinin ve karar verme yeteneğinin çökertmesi olduğu söylenebilir. İrade eksikliği sadece ahlaki bir sorundan fazlasıdır: Modern birey, "irade"sini -ya da hangi yanılsama onun yerine geçerse- kullansa bile, yapacaklarının bir yararı olmadığı inancını taşır. Ciddi sorunumuzu oluşturan işte bu içsel iktidarsızlık deneyimidir, bu irade çelişkisidir.

 

Rollo May