Psikanaliz: Temel Kavramları 1 (1-3)
Temel Kavram başlıklarına tıklayarak başlıkların içeriğine ulaşabilir, tarayıcınızın "back" tuşu ile aşağıdaki menüye geri dönebilirsiniz.Psikanaliz Temel Kavramlar II ve III için aşağı sağ sütundaki linklere tıklayınız....
1.Bilinçdışı:
...a.Varlığı nasıl anlaşılır?
...b.Zihnin topografik kuramı
...c.Bilinçdışının içeriği ve birincil zihinsel süreç
...d.Bilinçdışı duygu barındırır mı?
2.İçgüdü Kuramı
...a.içgüdü nedir?
...b.Değişmezlik ilkesi(Nirvana ilkesi) ve haz ilkesi
...c.Ego içgüdüleri ve cinsel içgüdü
3.Bastırma(represyon)
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1.Bilinçdışı
a.Bilinçdışının varlığı ve kanıtları : Bilinçdışı varsayımı Freud’un çalışmalarını başından beri vardır.Ancak konuyla ilgili ayrıntılı bir incelemesini ancak 1915 ‘te yayınlanan “Bilinçdışının Varlığı ve Kanıtları” isimli makalesinde görebiliyoruz. Freud,bastırılmış düşüncelerin bilinçdışına itildiğini ve bilinç alanından böylece uzaklaştırılmış olduğunu söyler. Peki bilinçdışının varlığından nasıl emin olabiliriz.En basit “kanıt” der Freud , hepimizin günlük hayatında yaşadığımız türden aklımıza aniden gelen ve nereden geldiğini çıkartamadığımız düşüncelerdir.Bilincimiz belli bir anda sınırlı bir algı ve düşünceye sahiptir.Oysa bilgi ve duygu birikimimiz bilincimizin dışında (bilinçdışında) bir yerlerde hazır ve nazır beklemektedir.
Mantıki açıdan bakarak da bilinçdışının varlığını ortaya koyabiliriz.Ardı ardına gelen bilinçli zihinsel eylemlerin sıkı bir zincir oluşturduğunu düşünürsek ,her zaman sebep sonuç ilişkileri kuramayacağımız,açıklamakta zorluk çekeceğimiz durumlarla karşılaşırız.Ama eğer araya bilinçdışı düşünceleri koymayı başarırsak eksiksiz bir sebep sonuç zincirine kavuşabiliriz.
Hipnotik deneyler bilinçdışını ortaya koyan fenomenlerdir.Hipnoz sırasında verilen telkini,suje uyandıktan sonra, hipnoz esnasında yaşananları hatırlamadığı halde yerine getirebilir.
Düşler ve dil sürçmeleri de bilincin farkında olmadığı olayları günışığına çıkartır ve bilinçdışının varlığını ortaya koyarlar.
b.Zihnin topografik(yerbetimsel) kuramı:(başa dön) Freud’un yaptığı ilk zihinsel model zihnin üç katmandan meydana geldiğini ileri sürüyordu:Bilinçdışı, bilinçöncesi ve bilinç.Bilinçöncesi, bastırma işlemine uğramamış, her an bilince getirilebilme yeteneğine sahip zihinsel materyalin bulunduğu bölgeydi.Hangi materyalin bastırılacağı hangi materyalin bilince çıkabileceğine karar veren sansür mekanizması ,bilinçdışı ile bilinçöncesi arasında konumlanmıştı.Burada bahsedilen zihinsel bölgelerin anatomik olarak yerleri belli olduğu iddia edilemezdi.Ancak bilginin kaydedildiği bölgelerin farklılığına işaret etme bakımından böylesi bir ayrımın kabulü, kuramın işlerliği bakımından yeterli olacaktı.
Ruhçözümleme sırasında keşfettikleri Freud’u zihnin bilgi kayıtlarını ayrı bölümlerde saklayan kompartımanlara sahip olduğunu düşünmeye zorluyordu. Bir bilgiyi taşıyan “yaşantısal kayıt” bilinçdışında bulunuyorsa, kişiye hatırlamadığı bu kaydı anımsatmaya çalışmak boşuna oluyordu.Bu bilgi hastanın bilincine analist tarafından ulaştırıldığında hasta bu bilginin kaydına gerçekte birbirinden ayrı iki kompartımanda sahip olmuş oluyordu. Biri bilinç alanında diğeri ise bilinçdışında. Ancak , bilinçli bilgi hastanın zihnindeki bastırılmış materyale ,hastanın dirençleri nedeniyle ulaşamıyordu.Psikanalitik tekniğin olanak sağlamasıyla dirençler gevşediğinde ise bilinçdışı yaşantı kaydına artık ulaşılabiliyor ve o zaman hasta başta söylenen şeyin gerçekliğini anlayabiliyordu.c.Bilinçdışının içeriği ve birincil zihinsel süreçler(başa dön) Bilinçdışı tıpkı hayvanlarda olduğu gibi, kalıtım yoluyla aktarılan içgüdülerden oluşan bir çekirdeğe sahiptir.Çocukluk gelişimi sırasında yararsız bulunan şeyler bunlara ilave olur.Bilinç ve bilinçdışı sistemler arasında içeriksel bakımdan önemli ayrım ancak erişkinliğe doğru atılan adımlardan sonra ortaya çıkar.
Bilinçdışı ruhsal enerji ile yüklü ve bu yüklerini boşaltmak isteyen itkilerden oluşur.Bilinçdışında işleyen sürece Freud birincil ruhsal süreç adını vermiştir.Bu süreçte düşüncelerin yükleri birbiriyle yer değiştirebilir.Bir kaç düşüncenin yükü bir düşünce üzerinde yoğunlaşabilir.Dış gerçekliğin hükmü burada yoktur.Hakim olan gerçeklik ,iç gerçeklik yani ruhsal gerçeklik ve onun çalışma prensibi olan “haz ilkesidir”.Yüklü itkiler birbirleriyle çelişmezler.Böyle itkiler etkinleştikleri zaman aralarında bir uzlaşma yolu bulurlar.Bilinçdışı dinamik bir işlevselliğe sahiptir. Bilinçöncesi ile işbirliği yapabilir,onu etkiler ve ondan etkilenir.
Bilinçdışı dışşal uyaranların algısına tamamen açıktır.Ancak bilinçdışından uzanan yollar bastırmanın engeliyle karşılaşır.d.Bilinçdışı duygu barındırır mı?(başa dön) Freud bu soruya olumsuz yanıt veriyor. Freud’a göre içgüdü salt kendi varlığıyla algılanamaz.Bir içgüdünün varlığı onun bağlandığı düşünce ile yani içgüdünün ruhsal temsilcisiyle bilinç düzeyinde algılanabilir.Bastırılmaya uğrayan şey her zaman içgüdünün bağlı olduğu düşüncedir.
Freud’a göre duygular, boşalım süreçlerine karşılık gelir.Düşüncelerin bir “duygu kotası” vardır ve düşüncenin nicel gücünü bu kota belirler.Bir düşünce bastırıldığında ona bağlı duygu kotasının başına üç farklı şeyden birisi gelir. Duygu kotası ya fobik nevrozlarda olduğu gibi bastırılan düşünceden ayrılarak bilinçteki bir başka düşünceye aktarılabilir(yer değiştirme) , ya doğrudan “anksiyeteye dönüşür”,ya da “gelişiminin engellenmesi” anlamında baskılanır(ama bilinçdışında halihazır bekler halde bulunmaz)2.İçgüdü kuramı(başa dön)
a.İçgüdü nedir? 1915’de yayınlanan “içgüdüler ve değişimleri” Freud’un metapsikolojik makalelerin ilkidir.İçgüdünün tabiatını kavramaya çalışan bu makale,içgüdünün fizyolojik uyaranlardan farkının tartışmasıyla başlar.İçgüdüde zihne uygulanan bir uyarandır gerçi ancak bir dış uyaran değil,organizmanın içinden kaynaklanan bir iç uyarandır.Her zaman aynı kalan değişmez bir etkisi vardır ve bir organdan ya da bedenin bir bölümünden kaynaklandığı için dış uyaranlardan kaçılabildiği gibi kaçınılması mümkün değildir.Zihnin algıladığı doğrudan içgüdünün kendisi değil ama onun tarafından “enerjiyle yüklenmiş düşünce” şeklindeki temsilcisidir.
b.Değişmezlik ilkesi(Nirvana ilkesi) ve haz ilkesi(başa dön) Canlı organizma hayatının başında dış uyaranlardan kaçınmak için kassal etkinlikte bulunmanın faydasını görür ancak içgüdüsel uyaranlardan bu yolla kaçınmanın mümkün olmadığını da anlamaya,böylece iç ve dış uyaranları ayırt etmeye başlar.Zihnin “değişmezlik” ilkesine göre ,zihin “uyaranlardan tamamen kurtulma veya onları mümkün olan en düşük düzeye indirgeme” çabası içindedir.(Nirvana ilkesi) Sürekli ve kaçınılmaz bir akım gösteren iç uyaranlardan ise dış uyaranlar gibi kolayca kaçınılamayacağına göre iç uyaranlara hakim olmak için karmaşık stratejiler geliştirir.Bu çaba içerisinde zihinde ikinci bir çalışma ilkesinin ortaya çıktığını görürüz.Bu ilke “haz ilkesi” diyebileceğimiz nerede haz varsa ona,yani “hazza yaklaşma” ve “hazsızlıktan uzaklaşma” ilkesidir.Bu ilkeler arasındaki kökensel birlik olduğu düşüncesinden Freud daha sonra vazgeçmiş ve “Haz ilkesini” yaşam içgüdüsüyle , “Nirvana ilkesini” ölüm içgüdüsü ile bağlaşık ve temelde birbirlerine karşıt içgüdüler olarak düşünmüştür.c. Ego içgüdüleri ve cinsel içgüdü(başa dön) Freud,kaynaklarına göre ayrılabilen iki asal içgüdü olduğunu ileri sürer.Bunlardan birisi çok iyi bilinen cinsel içgüdü,diğeri ise ego içgüdüleridir.Cinsel içgüdüler başta çeşitli bedensel kaynaklardan kaynaklanır ve her biri “organ hazzı” elde etmeye çalışır.Daha sonra birleşir ve cinsel içgüdüler olarak üreme işlevinin hizmetine girerler.İçgüdüler üzerinde dört tür zihinsel işlem yapılabilir.Bastırılabilir,daha farklı amaçlara yüceltilebilir,içgüdü kendi amacının karşıtına veya öznenin kendi benliğine dönebilir.Mazoşizm-sadizm ikileminde içgüdünün kendi karşıtına dönüştüğü, etkinlikten edilgenliğe bir dönüş mekanizmasının işlediği görülmektedir.Teşhircilikte de, başkasının cinsel organlarına bakma isteği ,tam tersine kendi cinsel organlarına başkaları tarafından bakılması isteğine döner ve bakan kişinin “duyduğu farzedilen zevk” paylaşılır. Freud acı duyumunun cinsel uyarılmaya yol açabildiğini ve cinsel haz uğruna acı duyumunun hazsızlığına katlanılabildiğini düşünerek mazoşistik eylemin sadizmden önce geldiğini ileri sürdü. Bir kez cinsel içgüdü mazoşistik bir doyuma yönelmişse,aynı kişi başka sadisitik eylemlerde bulunarak acı çektirdiği kişinin acısını paylaşma yoluna da yönelebilirdi.Ancak sadizm cinsel içgüdünün ilk amaçlı eylemlerinden sayılamazdı.
Ego içgüdüleri:
Ego başlangıçta cinsel içgüdülerle yüklüdür ve otoerotik biçimde bunları kendi üzerinde doyurmaktadır. Bu dönem narsisistik bir dönemdir. Zamanla egonun kendini koruma içgüdüleri ile dış dünya deneyimlenerek , nesneler tanınmaya başlar.İşte o zaman haz veren nesneler sahip oldukları çekim ile sevgi nesneleri olarak tanınır ve içe alınırken,haz vermeyenlerden uzaklaşma duygusu nefret hissini doğurur ve nesne dışa atılır. Böylece ego bir “haz egosu” haline gelir.
Zamanla kendini koruma içgüdüleri ile ilgili nesneler söz konusu olduğunda hissedilen şey sevgiden çok “gereksinim veya hoşlanma” olmaya başlar.Sevgi ise cinsel içgüdülerin bir marifeti olarak kalır.Freud nefreti cinsel içgüdülerle bağlantılı görmez ve kendini koruma içgüdülerinin bir neticesi sayar.Ona göre nefretin tarihi sevginin tarihinden eskidir ve egonun “uyaranlar dünyasını reddedişi” ile ilk kez hissedilir.Cinsel içgüdüler:
Cinsel içgüdüler bazı evrelerden geçerek gelişirler.Önceleri tamamen narsisistik düzeyde ,tamamen egonun içine dönmüşken zamanla nesnelere yönelirler.Nesnelere yöneldiğinde ilk karşımıza çıkan evre “oral evredir” ve devimsel çaba bütünleşme/yiyip yutma üzerindedir. “Anal evreye” geçildiğinde cinsel içgüdü nesnelere ve kendine hakim olma/kontrol etme üzerine yoğunlaşır.Bu evrede çocuk nesnelere hakim olmaya çalışırken onlara zarar verip vermediğiyle ilgilenmez.Tek amaç nesnelere hakim olmaktır.Ve ancak fallik evreden sonradır ki tüm cinsel dürtüler birleşip üreme faaliyetini amaç edinir hale gelir.
a.Bastırma mekanizmasının işleyişi(başa dön) Bir dış uyarandan kaçılabilmesine karşın bir iç uyarandan yani içgüdüden kaçılamaz.Ama içgüdü bastırılabilir ya da kınanarak reddedilebilir.Freud bastırmanın yargıya dayalı reddetmenin bir ön evresi olduğunu ifade etmiştir.Bastırma işlemi bilincin oluşumuyla birlikte bilinçdışı ve bilinç ayrıldığında ortaya çıkar.İçgüdünün doyumu ile elde edilecek haz , içgüdünün ruhsal temsilcisi olan düşüncenin diğer istemlerle çatışması sonucu ortaya çıkacak hazsızlıktan daha ufak ise düşünce bastırılır yani bilinçdışına itilir.
Birincil bastırma ile içgüdüye bağlı düşünce bastırılır.Bu işlemi takiben bastırılmış temsilcinin zihinsel türevleri,çağrışımlarla bastırılan düşünceye bağlı düşünceler de bastırılır.
Bastırma işlemini takiben bastırılan materyalin bilinçdışında tutulması için sürekli güç yani ruhsal enerji (libido) harcanması gerekir.Eğer bastırılan materyal çok zor baskı altında tutulabiliyorsa bilince dönmeye çalışabilir.Bastırılan düşüncenin bir “duygu kotası” vardır.Bu kota tamamen bastırılamayacak kadar yüksekse düşüncenin bastırılması işlemine ek olarak,duygusal enerji bilinç düzeyinde asıl düşünceyle çağrışım yapabilen ve onun yerine geçen bir nesneye bağlanabilir Başka bir ihtimal bu duygusal enerjinin anksiyete dönüşmesidir.Her iki durumda da “başarısız bastırma” söz konusudur ve bastırma işleminin keşfini de bu türden başarısız bastırmalara borçluyuz.
Bastırılan düşünce ve türevlerinin bilinçle ilişkisi kesilir.Ancak bastırılan düşünceler bilinçdışında örgütlenmeler , bağlantılar kurmaya, birikmeye ve gelişmeye devam ederler.Psikanalitik yöntem serbest çağrışım tekniği ile bastırılmış materyale ulaşmaya sağlayacak her türden çağrışıma açık olmayı hedefler.b.Histeri semptomatolojisinde bastırmanın yeri (başa dön)
Histeride her zaman, cinsel bir içeriğin kabul edilemez bulunarak bastırılmış olduğunu ileri sürüyordu. Hastanın belirtileri sadece bu güne ait bir olayla ilişkili değil,eski deneyimlerinde bir ürünüydü. Dolayısıyla yaşanan durumu bir eskiye dönüş,bir “gerileme” diye adlandırmak mümkündü. Hastada belirtilerin yol açmasına yol açtığı varsayılan travmatik olaylar bazen dışarıdan bakan bir gözlemciye abartılmaması gereken ,sıradan bir olay gibi görünebiliyordu.İşte Freud’a göre ,sıradan görünen,pek çok kişinin rahatsızlanmadan savuşturabileceği bir travmanın ,bazı kişilerde histeri semptomlarına yol açması bu kişilerin travma konusu hadiseye doğal hassasiyetlerinden kaynaklanıyordu.Bu hassasiyet kalıtımsal değil,edinimseldi ve son yaşanan travmatik deneyim hayatın ilk yıllarında yaşanan zihinsel deneyimleri çağrıştırmak suretiyle hasta üzerinde güçlü bir etki yaratıyordu. Gerilemeye neden olan anılar , tecrübelerinden çıkarabildiği kadarıyla çocukluk çağı cinsel deneyimleriyle ilgiliydi.
c.Histeri semptomatolojisinde bastırma ve dönüşüm (konversiyon) ilişkisi (başa dön) ”Dönüşüm/ konversiyon” adı verilen olgu, oluşan bir duygu/düşünce yumağının (-ki toplamda bir elektriki impuls olarak düşünülüyor)kişinin egosunda kabul edilmeye uygun bulunmayarak, bütünden koparılmasıyla ve kendisine ulaşılabilecek çağrışımlardan soyutlanması ile başlıyordu.Anı,yani düşünsel içerik bastırılarak bilinçdışına itiliyor ve burada bir “çekirdek” oluşturarak egoyla uyumsuz materyalin birikmesine yol açıyordu.Sorun düşünce içeriğinden kopan ve boşta kalan duygusal enerji yüküne (eksitasyon dalgasına) ne olacağıydı. Serbest kalan bu enerji yükü ise eğer kişinin bünyesi uygunsa sinir sisteminde başka ve yanlış bir yolu, bedensel tipte bir sinir uyarım yolunu (somatik innervation) kullanarak boşalmaya çalışıyor ve neticesinde histerik belirti (felç,uyuşukluk, kasılma, bayılma vb.) ortaya çıkmış oluyordu. Eğer hastanın bünyesi (hereditesi) bedensel/nörolojik dönüşüme (konversiyon) müsait değilse bastırmadan sonra serbest kalan duygusal enerji orijinal fikre hiç benzemeyen bir “düşünsel içeriğe” başlanıyor böylece boşalmamış ama “yer değiştirmiş” oluyordu.Saplantı nevrozlarının temelinde yatan patofizyolojik olgu işte buydu.